Marmara Denizi Güney Kıyıları Araştırması Tamamlandı

Marmara Denizi dünyada eşine az rastlanır ve her tarafıyla tek bir ülke tarafından çevrili dünyadaki tek deniz. Kendine has deniz ve kıyı biyolojik çeşitliliği, kıyı deltaları, uzun kumulları ve kayalık sahilleri ile hala bilinmeyenleri olan bir bölge. Aynı zamanda müthiş bir insan baskısı ve kullanım etkisi altında olan bir deniz.

Türkiye’nin en sanayileşmiş bölgesi; İstanbul, İzmit, Yalova, Gemlik, Mudanya, Bandırma, Erdek, Karabiga, Lapseki, Tekirdağ ve Silivri gibi çok kalabalık yerleşimlere sahip. Özellikle İzmit Körfezi ülkemizin en fazla gemi trafiğinin yer aldığı yaklaşık 40 liman ve iskeleye ev sahipliği yapıyor. Çanakkale ve İstanbul Boğazları’ndan geçen ve Akdeniz ile Karadeniz arasında mekik dokuyan büyük yük gemileri ve tankerler (senelik 50.000 civarında) bu iç denizi çok daha “kalabalık” ve ne yazık ki “kirli” yapıyor.

Kıyılarında ve deniz alanında bu kadar insan faaliyeti ve endüstriyel baskı olan bir yerde, hala yaban hayattan, biyolojik çeşitlilikten ve korunmaya değer doğal alanlardan söz etmek mümkün mü? Belki şaşıracaksınız ama, evet çok mümkün!..

Madalyonun öbür yüzü… 4 gün süren ve Marmara’nın sadece güney kıyılarını kapsayan kıyı habitat sörveyi ve küçük kıyı balıkçısı araştırması sırasında bunu açıkça gördük ve belgeledik. SAD-AFAG batıda Şahmelek ile doğuda Tirilye arasında kalan tüm kıyı şeridini, köyleri, bakir koyları, kayalık kıyıları ve kumsalları inceledi ve fotoğraf ve video ile belgeledi. Bozulmamış kıyıları kayıtlara geçirdi. Nesli tehlike altında olan Tepeli karabataklardan Phalacrocorax aristotelis desmarestii yüzlerce görüldü. Az sayıda yırtıcı kuş türlerinin yanı sıra kuzgunlar ve diğer ötücüler gözlendi. Küçük kıyı balıkçıları farklı yunus türlerinin her balığa çıktıklarında 10 luk, 20 lik hatta daha büyük gruplarda mutlaka karşılaştıklarını belirttiler. Daha önce Armutlu Yarımadası ve İstanbul yakınlarında olmak üzere 2 fotoğrafı bize ulaşan Akdeniz foku Monachus monachus gibi nadir de olsa balıkçılar tarafından gözlem olduğu ve türün varlığı tekrar teyit edildi. Marmara güney kıyılarında Doğa Derneği’nin “Türkiye’nin Önemli Doğa Alanları” kitabında yer aldığı üzere oldukça önemli ÖDA’lar mevcut. Kapıdağ Yarımadası, Kocaçay Deltası, Armutlu Yarımadası gerçekten büyük ve önemli doğal alanları barındırıyor. Sanayileşmenin mevcut alanlarda sınırlı kalmasını sağlayarak, bu bakir kalmayı bir şekilde başarmış güney Marmara kıyılarının (Yalova-Lapseki arası) ve Marmara adaları ile Mola adalarının mutlaka çok dikkatli ele alınması ve deniz-kıyı alanları entegre yönetim planlarının çıkarılması gerektiği ortada. Sahip olunan doğal değerlere ve uluslararası sözleşmelere aykırı yapılan imar planlarının bu el değmemiş, gerek peyzaj güzelliği gerekse biyolojik çeşitliliği ve doğal habitatları barındıran kıyı alanlarını yok etmemesi lazım.
Elbette bu yönetim planına suürünleri avcılığı ve balıkçılık yönetimi konuları da dâhil edilmeli. İşin en ilginç yanı (araştırmadan önce de çok iyi bildiğimiz üzere), saatlerce görüşme yaptığımız istisnasız tüm küçük kıyı balıkçıları ve bazı gırgırcılar, tüm Marmara denizinde yasak olduğu halde hala trollerin avlanıyor olmasından altını çizerek söz etmeleri oldu. Bunu trol de yapan bazı balıkçılar bizzat itiraf etiler.

Marmara’da müthiş bir balıkçı nüfusu var. Bu çalışmada yapılan ankette, balıkçıların algıladıklarıen önemli sorunlardan biri olarak ne yazık ki yunusların ağlarına verdikleri zararlar gelmekte. Buna yakın olarak trollerden de ciddi şikâyetçi olduklarını, yasak olduğu halde dibi tarayarak büyük-küçük demeden deniz canlılarını tarayarak topladıklarını belirtiyorlar. Daha sonra deniz kirliliğinden şikâyetçiler, bunun en önemli kaynağının ise Bandırma’daki fabrikalarla güney kıyılarındaki diğer bazı işletmelerin atıklarını arıtmadan denize bırakmaları olarak görmekteler. Kirliliğin denizdeki balığın azalmasında önemli faktör olduğunu düşünüyorlar.
Denizdeki kirlilik 4 gün boyunca tüm araştırma noktalarında tarafımızdan da bariz olarak gözlendi. Birçok balıkçı, ayrıca balığın çok azalmasından ve balıkçılık faaliyetinin ekonomik olmaktan çıkmaya başladığını düşündüklerini ifade etti. Ekonomik değeri olan balıklar sadece palamut, lüfer, kefal, istavrit ve sardalya olarak sayılıyor. Eşkine, levrek, çupra ve tekir çok az, barbun ise yok gibi diyor hepsi. Son olarak 2007–2008 sezonunda tüm Marmara’da görülen kırmızı alg patlamasından (kendi aralarında “salya” şeklinde adlandırıyorlar) şikâyetçi idiler. Gırgır, bırakma ve voli (alamana) yöntemini kullanan balıkçılar ve hatta olta balıkçılarını bile tüm sezon oldukça olumsuz etkilemiş. Tüm takımlar sanki çamura bulanmış gibi kısa sürede işlemez hale gelmiş ve birçok balıkçı ekipman bertarafından dolayı balık yakalayamamış. Bundan dolayı bankalara büyük kredi borçları ile girdiklerini söyleyerek, bu sene de aynı sorunun tekrar etmesi halinde kesinlikle iflasların arka arkaya geleceklerinden eminler ve bundan çok korkuyorlar. Ancak en son bundan yaklaşık 10 sene önce aynı doğa olayı meydana geldiğinden bunun periyodik olduğunu ve üst üste vuku bulması olasılığının az olduğunu da idrak ediyorlar, ancak ekonomik kaygı doğal olarak tekrarlanıyor tabi.

Balıkçılar aynı zamanda oldukça ilginç başka bilgiler de verdiler; son zamanlarda oldukça tartışılan ve birçok kesim tarafından tepki verilen –gösteri amaçlı- canlı yunus avcılığından söz ettiler. Bandırma’lı balıkçılar yakın zaman önce, farklı zamanlarda birkaç on adet yunusun Bandırma açıklarında, Kapıdağ yarımadası ve Mola adaları civarlarında ağlarla canlı yakalandığını ve balıkçı gemilerine alınarak götürüldüklerini iddia ettiler. Bu elbette birden fazla balıkçı tarafından aynı şekilde ortaya atılan bir gözlem ve bilgi niteliğinde.

Marmara denizi ve kıyıları hala yaşıyor!.. Kalanları korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak çok zor değil…

Kaynak: Kıraç, C.O. 2008. Marmara Denizi Güney Kıyıları. Yeşiliz Dergisi. Sayı 12. 2008, İstanbul.