Sorumlu Kurumlar Geçmişten Ne Kadar Ders Çıkarıyor?

ÖDA SAVUN Doğa koruma, özellikle nesli tehlike altında türleri yaşam alanları ile birlikte koruma ülkemizde ilgili resmi kurumların yetki ve sorumluluğu altında. Geçmişte doğa korumada türlerin kaybolmasına kadar varan istenmeyen gelişmelerin yaşandığı malum. Ancak bu tecrübe ve bilgilerden ne kadar faydalanıyoruz?

Başka bir deyişle, içinde bulunduğumuz yıllarda ülkemizde nesilleri azalan ve yaşam alanları tahribinden derin bir şekilde olumsuz etkilenen türlere yönelik aynı akıbetin tekerrür etmemesi için kurumlar geçmişten yararlanıyor mu? Üniversiteler ve konusunda uzmanlaşmış, ulusal ve uluslararası projelere imza atmış STK’ların yayınlarından, raporlarından veya yazı ekleriyle kendilerine iletilen bilgilerden ne kadar faydalanıyor? Bu bakanlıkların ilgili birimleri Kuruluş Kanunlarında yer alan “korumaya yönelik gerekli önlemleri alır” ve “ilgili kurumlarla işbirliği yapar” görevlerini ne ölçüde yapıyor? Hep birlikte bakalım…

En Çarpıcı Örnek; Akdeniz Fokunun Karadeniz’de Yok Olması!..

Buna en çarpıcı örneklerden biri ile yazımıza devam edelim. Akdeniz fokunun tüm popülasyonu Karadeniz’de en son 1997 yılının ortalarında görünmek üzere yok olduğuna inanılmaktadır. Evet yanlış duymadınız; Akdeniz foku 18 yıldır artık Karadeniz’de hiç görülmüyor. Marmara’daki popülasyonun ise Karadeniz’e tekrar geçmeleri zaten mümkün değil. Bugün bu nadir tür, artık az denilebilecek bir sayıda Marmara’da ve hatırı sayılır miktarda ise Ege ve Akdeniz kıyılarımızda görünmektedir.

Ancak, Karabiga’da tasarlanan bitişik nizam termik santral projeleri girişimi ve verilmesi olası onaylarla öyle görünmektedir ki, ilgili resmi kurumların yeterli ve gerekli önlemleri almadığından dolayı bu nadir deniz memelisi, yaşama alanlarını Marmara kıyılarında da kaybedecek. Sanki Marmara Denizi kıyıları feda ediliyor gibi kuvvetli bir izlenim var. Bu son bakir kıyılar da elden giderse, ender tür Akdeniz foku için sonsuza kadar bu denizden de yok olması anlamına geliyor.

Peki Karadeniz’den türün yok olmasına dair bilgi birikiminden ve tecrübeden yararlanılıyor mu? Bunun cevabı ne yazık ki ve üzülerek, hayır!..

Ve doğal yaşam alanlarındaki projelerin onaylanmasından ve seyirci kalınmasından dolayı, Karadeniz’in ardından Marmara denizi kıyılarında da Akdeniz foku yakın zaman sonra yok olacak gibi görünmekte. Bunu üzülerek ve ibretle gözlüyoruz. Bakın 2001 de büyük bir üzüntü içinde kaleme aldığımız yazı;

http://www.monachus-guardian.org/mguard08/08editor.htm

Bu, The Monachus Guardian dergisi Misafir Yazar (Guest Editorial) köşesinde Witnessing the Extinction of the Monk Seal in the Black Sea, yani Türkçe tercümesi ile Akdeniz Fokunun Karadeniz’de Yok Oluşuna Şahit Olmak adlı bir yazı. Ve yazının son cümlesi aslında herşeyi özetlemiş;

55

66

2001 deki bu yazıdan önce de benzer bilgilendirme ve uyarılar yapılmıştı. Sonra da yapıldı. Ve bu da 2015 deki bilgilendirme ve uyarı yazısı. Ne yazık ki, tüm bilgilendirme ve uyarılara rağmen, geçmiş dönemlerden günümüze ülke olarak koruma altındaki türleri ve doğal yaşam alanlarını korumada sorumlu kurumlar başarılı olamadı. Her geçen sene Türkiye doğası eriyor. Birçok canlı türünün popülasyonu azaldı, dağılım alanları aleyhte değişti ya da yaşam alanları tahrip oldu.

Karadeniz’deki acı akibetin ardından sıra Marmara’ya geldi!

SAD-AFAG, 1987’den günümüze kadar yaptığı çalışmalarda türün Karadeniz’deki varlığından söz etmiş ve özellikle 1988, 1989, 1994, 1995, 1997, 2001, 2007 ve 2015’de yaptığı detaylı saha araştırmalarından sonra ne yazık ki türün artık Karadeniz’de büyük olasılıkla yok olduğunu duyurmuştur. Ülkemizin yeterli önlemleri almamasından dolayı en son Haziran 1997’de görülmek üzere, türün Karadeniz’de tamamen yok olduğunu yayınları ile duyurmuştur. Dünyanın en nadir canlılarından olan ancak ülkemizde hala yaşayabilir bir popülasyona (yaklaşık 100 kadar bireyle) sahip olan Akdeniz foku artık Marmara Denizi, Ege ve Akdeniz’de varlığını sürdürmektedir. Ancak Marmara kıyılarında en çok görüldükleri ve ana yaşam alanları olan (doğudan batıya) Armutlu Yarımadası, Kapıdağ Yarımadası, Marmara Adaları ve Karabiga-Aksaz arası kıyılarının korunmaması ve doğal fiziki yapılarının muhafazası sağlanmadığı takdirde, aynı Karadeniz kıyılarımızda olduğu gibi bu defa türün Marmara Denizi’nde yok oluşunu izleyeceğiz. Kökeni tam 30 seneyi aşkın deneyim ve bilgiye dayanan bir STK olarak bu önemli uyarıyı yapmak ve sorumlu ve yetkili kurumları bilgilendirmek bir ihtisas derneği olarak görevimizdir. SAD olarak ülkemizde nesli azalan canlıları ve yaşam alanlarını koruma yönünde çalışmalar çerçevesinde bu hatırlatıcı yazının yetkili ve sorumlu kurumlarla ve ayrıca kamuoyuyla paylaşılması da bizim için önemli bir görev.

Kurumlar Yok Oluşu Ön Göremiyor mu?

Doğa koruma, biyolojik çeşitliliğin sürüdürülmesi, doğal yaşam alanların korunması, korunan alanların yönetim planlarının yapılması ve bunların etkin uygulanması konularında ilgili kurum kuruluşların görev ve sorumluluklarına bakılırsa, yetki ve sorumluluğun bu kuruluşlarda olduğu anlaşılacaktır. Çevre ve doğa koruma, yaban hayatın yaşam alanları ile birlikte korunması esas olarak iki Bakanlığın uhdesinde;

1- Orman ve Suişleri Bakanlığı

2- Çevre ve Şehircilik Bakanlığı

3- Söz konusu ilin Valilikleri ve ilçelerin Kaymakamları

DKMP Gn. Md.lüğü, TVK Gn.Md.lüğü, Mekansal Planlama Gn.Md.lüğü ve ÇED İzleme ve Denetleme Gn.Md.lüğü ve Akdeniz fokunun yaşadığı illerdeki ilgili Mülki İdari Amirleri bu doğal yaşam alanlarının ve biyolojik çeşitliliğin korunmasında ilgili birimler. Bu kurumlar çevreyi tahrip etmeden planlama yapmak, onay vermek, denetlemek, izlemek, uluslararası sözleşmelerle koruma altında olan canlıları ve yaşam alanlarını korumak ve diğer kurumlarla koordinasyon içinde ve görüşler alınarak çalışmaları sürdürmek yetki ve sorumluluklarına sahipler.

Ancak özellikle, son 4-5 yıl içinde bizzat gözlemlediğimiz üzere, son derece hassas bakir kıyı alanlarında nesli azalan canlıların yaşam alanlarını da tahrip eden yatırım ve imarlaşma projelerine kritersiz bir şekilde ve tereddütsüz onay verildiği, ya da olumsuz gelişmelerin kontrol edilemediği veya müdahalede ciddi zaafiyetlerin olduğu gözlendi.

Birçok STK ve akademisyenin bu kurumları bilgilendirmeleri ve uyarılarını yapmalarına rağmen ulusal mevzuata ve uluslararası sözleşmelere aykırı olarak “doğayı tahrip edici projeler” devam etti ve tamamlandı!

Ve başlıktaki soruya cevaben; ne yazık ki doğa ve çevre koruma, nesli tehlike altındaki canlıları ve yaşam alanlarını korumada doğrudan ve dolaylı sorumlu ve yetkili kurumlar geçmişteki olumsuzluklardan elde edilen bilgi birikimi ve tecrübeden faydalanmamaktalar. Bunlar belgeler, raporlar, yayınlar, basında çıkan haberler ile fotoğraf ve videolarla kayıtlı. Ne yazık ki, yetkili ve sorumlu kurumlar kuruluş kanunlarındaki görevler ile doğa ve biyolojik çeşitlilik korumaya ilişkin diğer ulusal mevzuat ve uluslararası sözleşmelerin gereklerini tam anlamı ile yerine getirmede yetersiz durumdalar. Ve nesli azalan canlılar başta olmak üzere biyolojik çeşitlilik ve bunların yaşam alanlarının maruz kaldığı tehditler ön görülememekte.

Üniversiteler ve STK lar görevlerini yaptı mı?

Elde yeteri kadar bilgi, veri, rapor, yayın da yok denilemez. Zira yukarıda açıklandığı üzere ilgili kurum kuruluşlara bir çok bilgi, veri, rapor ve yayın teslim edildi ve gerekli uyarılar yapıldı. Bu konudaki STK’lar ve üniversitelerden akademisyenler Marmara Denizi’nin korunmasına ilişkin ve sahip olduğu değerleri ortaya koydular.

Üniversiteler ve STK’ların yetki ve sorumluluk sahibi kurumlara çok fazla yardımcı olduklarını ve bilimsel çalışma sonuçlarını paylaştıklarını söylemeden edemeyiz. SAD-AFAG, TÜDAV, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü ve Doğa Derneği’nin Marmara deniz ve kıyılarına ilişkin yayınları hiç az değil. Bu yayınlar sadece Akdeniz foku değil, diğer deniz ve kıyı canlılarının hala Marmara’da habitatları ile birlikte var olduğunu ve korunmalarını gerektiğini vurgulamaktadır.

Sonuç

1- Akdeniz foku sağlıklı deniz/kıyı ekosistemleri için tipik bir indikatör türdür. Akdeniz fokunun olduğu bölgeler bozulmamış kıyıları, temiz denizi ve bol balığı olan yerdir. Akdeniz foku yaşam alanları kıyı ve denizlerde en geniş anlamda ekolojik elemanların (makro fauna ve flora) gözlendiği habitatlardır. Akdeniz fokunun yok oluşu, ekosistemin çöküş ve yok oluşun öncü ve güçlü bir işaretidir. Bu bakımdan konunun tür bazında değil, ekosistem bütünlüğü, ekolojik servislerin ekonomik önemi bakımından da incelenmesinde fayda vardır. Bu hususu kamuoyu bilgisine önemle sunarız.

2- SAD bünyesinde birçok disipline bağlı farklı uzman ve akademisyenler görev yapmakta. SAD’a görüş sorulduğunda, ülkemizde yatırımların ve kalkınmanın engellenmemesi ve tıkanmaması yönünde her zaman alternatifli mekansal çözüm önerileri ile sunulmuştur. Doğru yerde, doğru teknoloji ve doğru ölçekteki yatırımların elbette desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ancak; feda edilemeyecek ve geri dönüşü mümkün olmayacak doğal ve kültürel değerler barındıran alanların “zorunluluk” adı altında kullanıma açılması ve muhafazasının ise bir kamu çıkarı olarak görülmemesi bizleri düşünmeye sevk etmektedir.

3- Bu önemli kıyı alanlarımızın uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmış olması, aslında ulusal açıdan gerçek birer kamu menfaati ve uluslararası anlamda ise doğal-kültürel miras olmalarının en önemli göstergesidir.

4- Yetkili ve sorumlu kurumların konuya bu çerçevede yaklaşarak geçmişte yaşanan kayıpların günümüzde önüne geçmeleri mümkündür. Çok geç olmadan yapılabilecek önlemler ve kararlar almak hala mümkündür.

(c) Cem O. Kıraç, N. Ozan Veryeri – SAD-AFAG

12 Aralık 2015

 

Ek: Karadeniz ve Marmara ile ilgili önceden yayınlanmış bazı bilimsel yayınlar, popüler makaleler ve raporlar

1. 2. 3. 4. 5.